Hikaye

Alacada Bir Göz Kırpma

Bir kadın dört yüz beş yıldır aynı adımı atıyordu. Bir kalp atımı boyunca gözlerini kapadı. Vesper oradaydı. Orenna da.

Uzun Tarla'da gölgeler kırk adım uzar. Vesper bunu çocukken kendi adımlarıyla ölçmüştü. Alaca Çizgisi'nin iki yanında koşardı. Alaca Çizgisi, Hesperra'da gündüzle geceyi ayıran sınırdır. Batı yakasında bir çocuğun gölgesi kırk adımdır. Doğu yakasında ise gölge diye bir şey kalmaz. Çünkü orada her şey gölgedir. Şimdi o gölgelerin en eskisinin içinde, dizlerinin üstünde oturuyordu. Önünde bir kadın duruyordu. Kadın dört yüz beş yıldır aynı adımı atıyordu.

Divan ona bu kadın için bir ad vermemişti. Gece Divanı'nda her bıçak kendi Duran'ına kendisi ad koyar. Duranlar, Duruş'a yakalanıp bir adımın ortasında donup kalan insanlardır. Vesper bu kadına hiç ad vermemişti. Kadın gençti, belki yirmi yaşındaydı. Sol ayağı havadaydı. Sağ eli güneşe uzanmıştı. Parmakları bir şey tutmak ister gibi aralıktı. Saçının bir tutamı rüzgârda kalkmış ve öyle kalmıştı. Yanağında kurumuş bir iz vardı. Belki gözyaşıydı, belki terdi. Vesper her ay gelirdi. Kadının ayaklarının dibindeki tuzu süpürür, ona geceyi anlatırdı. Gecenin nasıl olacağını. Divan'ın eski kitaplarında resmi olan yıldızları. Serinliği. Uykuyu.

“Yine onunla konuşuyorsun.”

Fenerin ışığı tarlayı ikiye böldü. Turkuaz, soğuk ve kıpırtısız bir ışıktı. Vesper'in gözleri kamaştı. Bıçağına uzanmadığı için kendine kızdı. Orenna, Alaca Çizgisi'nin tam üstünde duruyordu. Açık mavi pelerininin bir yarısı altın, öbür yarısı lacivert görünüyordu. Çocukken de hep orada dururdu. Orası iki yakaya da ait olmayan tek yerdi.

“Tarikat seni Işık Yakası'na mı çağırdı?” dedi Vesper. “Yoksa beni aramaya mı geldin?”

“Mülteci kampına ilaç götürüyorum. Yolum buradan geçiyor.”

“Yolun hiçbir zaman buradan geçmez.”

Orenna gülümsedi. Vesper bunu görmedi ama duydu. On yaşındayken de böyle gülerdi. Vesper ona gece hakkında yalanlar uydururdu. Gecenin bir kokusu olduğunu söylerdi. Yıldızların yere düşüp tarlada çiçek gibi bittiğini anlatırdı. Orenna her yalana inanmış gibi yapardı. Sonra Tarikat onu seçti. O gün Alaca Çizgisi'nde son kez buluştular. Orenna, Vesper'e bir şişe fener yağı verdi. Vesper o şişeyi hâlâ taşıyordu. Onu hiç açmamıştı.

Orenna feneri indirdi. Işık kadının yüzüne düştü. “Onu dinlendirmek istiyorsun,” dedi. “Güneş batarsa belki uyur. Belki de ölür, Vesper. Bunu hiç düşündün mü?”

“Her gece.”

“O zaman neden?”

Vesper cevap vermedi. Cevabı biliyordu. Ama cevabı söylerse bir şeyi itiraf etmiş olurdu: Orenna'nın fenerinin sönmesini istiyordu. İkisi de bunu biliyordu. İkisi de yirmi yıldır bunu yüksek sesle söylememeye çalışmıştı.

Çizginin öbür ucunda bir tuz tümseği vardı. Tümseğin üstünde camcı bir kız mercekleriyle güneşi ölçüyordu. Üstünde Tuzcu kıyafeti vardı. Parmaklarında cam kesikleri, dizlerinde tuz yanıkları vardı. Her Hesperralı çocuk bunu bir kez yapar. Güneşin kıpırdayıp kıpırdamadığını ölçer. Kıpırdamadığını görür ve büyür. Bu kız büyümemişti. “Isolt,” dedi Orenna. O da kıza bakıyordu. “Her gün gelir. Güneşin bir gün hareket edeceğini söylüyor.”

“Divan onun gibilere deli der.”

“Tarikat da.”

Bir süre ikisi de konuşmadı. Orenna fenerin zincirini parmaklarına doladı. Vesper de hançerlerinin kabzasını kavradı. Aralarında Duran kadın güneşe uzanıyordu. Kadın iki yakanın tam ortasındaydı ve kimseye ait değildi. Vesper çok kısa bir an bir şey düşündü. Üçü de aynı şeyi bekliyordu. Biri şafağı, biri geceyi bekliyordu. Üçüncüsü yalnızca adımını bitirmeyi bekliyordu. Belki de hepsi aynı şeydi. Ama kimse bunu söyleyecek kadar cesur değildi.

Sonra dünya nefesini tuttu. Vesper bunu önce gölgelerde hissetti. Gölgeler her zaman önce bilir. Doğu yakasının dört yüz yıllık karanlığı bir an koyulaştı. Sonra taş gibi dondu. Rüzgâr durdu. Orenna'nın fenerindeki alev havada asılı kaldı. Turkuaz bir damla gibiydi. Vesper kıpırdayamadı. Gözünü bile kırpamadı. Kadının yüzüne bakıyordu. O an oraya bakıyordu ve şimdi yapabildiği tek şey buydu. Duranlar dört yüz yıldır bunu yapıyordu. Vesper de bir kalp atımı boyunca aynısını yaptı. Bu sessizliğin ne kadar kalabalık olduğunu anladı. Tarlada yüzlerce Duran vardı. Hepsi aynı anda onunla birlikte bekliyordu.

O kalp atımının içinde, her şeyin durduğu yerde, bir şey kıpırdadı. Kadının kirpikleri indi. Sonra kalktı. Bir göz kırpmaydı bu. O kadar yavaştı ki bir ömür gibiydi. O kadar hızlıydı ki hiç olmamış gibiydi.

Dünya yeniden nefes aldı. Fener titredi. Tuz tümseğindeki camcı kız çığlık attı: “Kıpırdadı! Güneş! Bir parmak!” Mercekleri elinden düştü. Tuzun üstünde kırılmadan yuvarlandı. Vesper ufka bakmadı. Kadına bakıyordu. Kadın hâlâ aynı yerde duruyordu. Eli güneşe uzanmıştı, ayağı havadaydı. Ama yanağındaki iz değişmişti. Yanağının ortasında yeni bir damla vardı. Damla bir parmak aşağı kaymış ve durmuştu.

“Gördün mü?” diye fısıldadı Orenna. Sesi hiç bu kadar genç gelmemişti.

“Gördüm,” dedi Vesper. Sonra ayağa kalktı. Yirmi yıldır söylemediği bir şeyi söyledi, başka kelimelerle: “Işığını buraya tut. Bu gece gitme.”

Orenna gitmedi. Güneş bir parmak aşağıdaydı. Vesper hayatında ilk kez korktu. Gece geldiğinde neyi uyandıracağından korkuyordu.