Hikaye

Kraliçenin Son Hecesi

Kraliçe Oriane on bir yıldır tahtında, bir cümlenin ortasında donmuş duruyor. Tekleme anında, yani dünyanın bir an durduğu gün, hecesini tamamladı.

Tavellin'in taht salonunda saat yoktur. Burası kentin tek sessiz odasıdır. Saatçiler Loncası bu sessizliği kraliçelere bir nezaket olarak sunar. Kraliçeler ise bunu bir tehdit olarak anlar. Thessaly on bir yıldır her sabah bu salona girer. Tahtın önünde durur ve kendinden önceki kraliçenin yüzüne bakar.

Kraliçe Oriane tahtında oturuyordu. Bir eli kolçağın üstündeydi. Öbür eli havadaydı, bir şeyi göstermek ister gibi. Dudakları bir hecenin ortasında aralıktı. Sarkaç Meclisi'nin katipleri o günün tutanağını ezbere bilirdi. Kraliçe borç raporunu dinlerken ayağa kalkmaya çalışmıştı. “Sayım sah—” demişti. Sonra kalan yılları bitmişti. Tavellin'de kraliçe, kentin borcuna kefil olur. Kefil kraliçenin yılları bitince kraliçe ölmez. Defterde bir satır kapanır ve kraliçe donup kalır. Meclis onu kaldırmayı hiç teklif etmedi. Thessaly nedenini yirmi yaşında anladı. Oriane, onun her sabah göreceği şeydi.

Torvan tahtın yanında, her zamanki yerindeydi. Kafesli miğferinin ardında soluk yeşil bir ışık yanıyordu. Işık zayıf bir mum gibiydi. Torvan, Pas Zindanları'nın gardiyanıydı. Kimse onun burada ne işi olduğunu sormazdı. Meclis kayıtlarında Oriane'nin bedeni bir teminattı. Teminatı da zindan bekler. Ama Thessaly bir şey görmüştü. Torvan her sabah Oriane'nin eteğindeki tozu kendi eliyle alıyordu. Hiçbir kayıt bunu istemiyordu.

“Majesteleri,” dedi Torvan. Bunu Oriane'ye değil, Thessaly'ye söyledi. Yine de hep ikisine birden söylüyor gibiydi. “Meclis'ten biri geldi.”

Elçi genç bir adamdı. Bileğindeki mühür saati altın gibi parlıyordu. Tavellin'de herkes bakiyesini bu saatte gösterir. Elçinin bakiyesi yüksekti ve bunu göstermeyi seviyordu. Eğildi ama gözlerini Oriane'den ayıramadı. Herkes ilk seferinde böyle yapardı. “Meclis, Majestelerinin Zahrethli sürgünle görüşmesini istiyor,” dedi. “Asasındaki fırtına için bir teklif hazırladık. Yüz yıl. Kabul etmezse...” Durdu ve kelimeyi tarttı. “Kabul etmezse, Meclis size bir şeyi hatırlatmamı istedi. Fırtınanın Tavellin için ne demek olduğunu. Kefillik defterinizde on bir yıl kaldı. Askaran'ın, Hesperra'nın ve Olumre'nin çarkları...”

Thessaly'nin etrafında üç altın çark dönüyordu. Çarklar adlarını duymuş gibi hızlandı. Her çark bir halkın borcuydu. Kraliçe onları süs gibi taşırdı. Süs gibi de durmadan dönerlerdi.

“Ne kadar kaldığını biliyorum,” dedi Thessaly. Parmaklarından küçük bir sarkaç sarkıyordu. Sarkaç onun kalan zamanını tık tık sayıyordu. Tavellin'de bir kraliçenin kendi sonunu elinde taşıması incelik sayılırdı. “Bir kızın asasından fırtına satın almak. Meclis'in Dem'e bu kadar muhtaç olduğunu bilmiyordum.” Dem, Devran'da zamanın madde halidir.

Elçi gülümsedi. “Tavellin her zaman Dem'e muhtaçtır, Majesteleri. Sayı büyüdükçe daha da muhtaç olur.”

Thessaly Zahrethli kızı bir kez görmüştü. Arena'da, karşı takımdaydı. Kız ak saçlıydı ve on dokuz yaşındaydı. Asasındaki küreyi bir bebek gibi göğsüne bastırarak savaşıyordu. Yüz yıl. Meclis bir fırtınaya yüz yıl biçmişti. Bir kraliçeye ise on bir yıl. Thessaly bu hesabın hangi yarısından daha çok utandığını bilemedi.

Tam o anda kent sustu. Thessaly önce yokluğu duydu. Tavellin'de insan saatleri duymaz. Tıpkı kendi kalbini duymadığı gibi. Ama saatler susunca bunu kör olmuş gibi fark eder. Binlerce kadran sustu. Kanallar boyunca yüz kule sustu. Zengin mahallelerin yavaş tıkırtısı ve yoksul mahallelerin hızlı vızıltısı aynı anda kesildi. Elindeki sarkaç havada, yayının en ucunda kaldı. Thessaly kıpırdayamadı. Elçinin gülümsemesi yüzünde donmuştu. Torvan'ın miğferindeki yeşil ışık titremeyi bıraktı. Oriane on bir yıldır bunu yaşıyordu. Thessaly de bir kalp atımı boyunca aynısını yaşadı. Bunun ne kadar yalnız olduğunu anladı.

Sonra saatler yeniden döndü. Kentin öbür ucunda, cam kulenin içinde Ulu Sarkaç vardı. Ondan derin bir vuruş geldi. Ama vuruş yanlış yerden geliyordu. Ulu Sarkaç altmış yıldır aynı ritimle vururdu. Thessaly o ritmi her Tavellin çocuğu gibi beşikte öğrenmişti. Şimdi vuruş bir salınım geriden geliyordu. Yorgun bir yürüyüşçünün adımı gibiydi. Elçinin yüzü bembeyaz oldu. Bileğindeki saate baktı.

Taht salonunda on bir yıl sonra ilk kez bir ses çıktı. Kuru ve çatlak bir sesti, bir yaprağın kırılışı gibi. Oriane'nin dudakları kapandı. Yarım kalan heceyi tamamladı:

“...hte.”

Sonra yine durdu. Eli hâlâ havadaydı. Gözleri hâlâ Thessaly'nin arkasında bir yere bakıyordu. Ama cümle artık bütündü. Salondaki herkes onu içinden bir kez daha söyledi. Sayım sahte.

Kimse konuşmadı. Elçi geri geri kapıya yürüdü. Eğilmeyi unuttu. Torvan kıpırdamadı. Yalnız eli, farkında olmadan, belindeki anahtar demetine gitti. Eli orada kaldı. Sanki bir şey avucunu ısıtıyordu. Thessaly ona bir şey sormadı. Soracağı çok şey vardı. İlk soru şuydu: Oriane on bir yıldır kime bakıyordu? Çünkü o bakış hiçbir zaman Thessaly'ye değildi. Oriane kapıya bakıyordu.

Kapı yeniden açıldı. İçeri giren elçi değildi. Uzun boylu, siyah giyimli bir adamdı. Koltuğunun altında deri kaplı bir defter vardı. Bileğinde mühür saati yoktu, yalnız basit bir demir halka vardı. Tahsildarlar böyle giyinirdi. Adam eğilmedi.

“Cassimo,” dedi. “Sarkaç Meclisi adına geldim. Majestelerinin defterinde bir tutarsızlık bulduk.”

Gözleri Oriane'ye kaydı. Sonra Torvan'a kaydı. Orada bir an, olması gerekenden uzun kaldı.